Karakılçık 2018

Bu yıl ilk bahar kampımızı, İzmir Seferihisar ilçesine bağlı Ulamış Köyünde gerçekleştirdik. Ulamış bozulmamış doğası ve kültürel güzellikleriyle yakın çevremizdeki en gözde mekanlardan biri. Köyde doğal tarım uygulamaları yapılmakta. Genetiği bozulmamış tarımsal ürünlerden Karakılçık buğdayı, köyün en önemli değerlerinden biri olarak nitelendiriliyor. Karakılçık buğdayının güzel bir de hikayesi var. Biz de kendi hikayemizi hayata geçirmek, bu güzel mekanın ve doğanın tadını çıkarmak, izcilik bilgi ve becerilerimizi geliştirmek için Ulamış’ta bir çadır kampı düzenledik ve izcilikle dolu bir hafta sonu geçirdik.

Program ve İçerik

30 Mart’ta saat 17:00’da Bilim Koleji Bahçesi’nde buluştuk; hızlıca hazırlanıp servis aracımızla Ulamış’a doğru yola çıktık. Belediye’ye ait spor tesislerinin yakınındaki geniş çayırlık Kamp alanı olarak belirlenmiş, önceden liderlerimiz tarafından keşfedilerek, Belediye, Kaymakamlık, Emniyet ve Sağlık Ocağı’ndan gereken izinler alınmıştı. Kamp alanına vardığımızda çadırlarımızı ve izci tesislerimizi kurmamız için havanın kararmasına kadar sadece 2 saatimiz vardı. Kumanya olarak kampa getirilen yemeğimizi yedikten sonra çadırlarımızı kurduk. Üç izci sopasını birbirine bağlayıp uzatarak ve, üç noktadan kazıkla germe ipleri ile sabitleyip bayrak direğimizi yaptık. Nöbetçi oba bayrağı liderden teslim aldı ve sabahki bayrak törenine kadar muhafaza etti.

Cumartesi sabahı saat 08:00’de kalk borusu çaldığında bütün izciler zaten ayaktaydı. Sabaha karşı çiğ yağdığı için çadırlarda üşüyen izciler ateşi canlandırmış ve etrafına toplanmıştı bile. Köy fırınından aldığımız taze simit ve poğaçalarla güzel bir sabah kahvaltısı yaptık. Sabah teftişinde Serim Lider çadırları tek tek kontrol edip obalara teftiş puanlarını verdi. Bayrak törenimizden sonra güne bir istasyon çalışmasıyla başladık. Teknik izleri uygulamalı olarak öğrendik, bilgilerimizi tazeledik. Saat 12:00’ye kadar serbest zamanda izciler oba ruhunu ve kardeşliklerini pekiştirdiler. Ünite olarak serbest zamanları izcilerin zamanlarını verimli değerlendirebilme ve organize olabilme becerilerini geliştirdiği için önemli bir kazanım olarak görmekteyiz. Dün akşam çadırlar kurulurken ayağını burkan Ilgaz’ın durumu kötü olduğu için onu öğleden önce dinlenmesi için evine göndermeye karar verdik. Öğle vakti gelince yarım saatlik bir köy gezisiyle, köydeki pide fırınına vardık. Bizim için hazırlanan paketleri alıp doğa yürüyüşümüze çıktık. Bir saat kadar sonra vardığımız baraj gölü kenarında yemeklerimizi yedik ve bir süre dinlendik. Gezimizde köyden Hüseyin, Kaan ve Mehmetcan adlı 3 akranımız da, ailelerinden izin alarak bize eşlik ettiler, yol gösterdiler. Dönüşte onların rehberliğinde köylü çocukların “Perili Ev” dediği terkedilmiş taş eve ve köye so sağlayan bir su deposuna gittik. Her ikisi de çok ilginç mekanlardı. Öğleden sonra köye döndük ve köy kahvesinde gazozlarımızı içtik, dondurmalarımızı yedik. Köyde kampımıza Ceren-2 ve Ceren-3 liderlerimiz katıldı. Bir süre köyde zaman geçirdikten sonra akşam yemeğimizi önceden anlaştığımız ve bizim için özel olarak keşkek hazırlayan lokantada akşam yemeklerimizi yedik.

Kampımıza vardığımızda güneş batmak üzereydi. Nöbetçi oba dikkat çekip bayrağı indirdiğinde hepimizi bir ateş gecesi telaşı almıştı. Akşam kampımıza Ilgaz geri döndü, ayağı pek iyi sayılmasa da ateş gecesini kaçırmak istememişti. Elvan da ateş gecesi için kampımıza katıldı ve obalar yapacakları gösterileri planlamaya başladılar. Saat 20:30’da liderlerimiz kamp ateşini yakıp, etrafta saklanan izcileri ateş başına çağırdılar. Ateş duası ve ateş valsinden sonra izciler Elvan’ın sunuculuğuyla gösterilerini yapmaya başladılar. Gösterilerin sonunda, Coşkun Liderimizin kervancı alkışını yaptırmasından sonra veda valsi ve 5 dakika kesin sessizlikle ateş gecemizi sonlandırdık. Nöbetçi oba atıştırmalıklar, sucuk ve marşmelov tabaklarını hazırlayıp getirince ortalığı bir sevinç aldı. Ateşin başında yerini alan izciler ve konuklar bu partinin tadını çıkardılar. Gece konuklarımızın kampı terk edişiyle izciler çadırlarına çekilmeyi bekliyordu ama sürpriz bir toplan düdüğü gecenin sessizliğini bozdu. Hemen toplanan izciler bir gece yürüyüşü için yola çıktılar. Ay ışığı olduğundan rahat bir yürüyüşle dere yatağına vardık ve dere boyunca hedeflediğimiz noktaya doğru ilerledik. Bu etkinlikte sessiz ve güvenli yürümeyi, fısıltıyla haberleşmeyi öğrendik. Hedef noktası bir su yapısı olduğunu tahmin ettiğimiz harabeydi. Burada bir süre gecenin seslerini dinledik. Yabani hayvanlar, gece kuşları ve uzakta tahminimizde domuz avlayan avcıları tüfek seslerini duyduk. Liderimiz mola yerinden erken ayrıldı, ve ay ışığında dere yatağında yol alıp uzak bir noktada durdu. Oradan bize kırmızı sinyal lambası ile işaret verince her izci tek tek liderimize doğru birer dakika aralıklarla yola çıktı. Bu cesaret eğitimi hepimizin çok hoşuna gitti. Aslında sürekli bizi takip eden dört liderimizin olması, ay ışığı ve yolu daha önceden keşfetmiş olmamız işi kolaylaştırıyordu, ama yine de gece doğada tek başına olmak eşsiz bir duyguydu. Nihayet kampa döndüğümüzde Elvan kamp girişinde karşımıza dikilip tek tek parolayı sordu. Yürüyüşte fısıltıyla yayılan parolayı hepimiz biliyorduk: “Avrupa Bataklık Kaplumbağası”. Yürüyüşün verdiği alışkanlıkla çadırlarımıza girene kadar sessizliği bozmadık.

Pazar sabahı yine 08:00’de kalktık. Sabah teftişi yapılmadı. Bir saat içinde seferber olup tüm çadırları ve malzemeleri toplamayı, kamp alanını temizlemeyi başardık. Eşyalarımızı kamp boyunca bize çok yardımcı olan köyün sakinlerinden Mehmet Amca’nın büyük aracına yerleştirdik ve marşlar eşliğinde yarım saatlik yürüyüşle kahvaltı yapacağımız Saban Kafe’ye vardık. Kahvaltı efsane gibiydi. Her şey köyün mahsulü doğal ürünlerden üretilmişti. Yumurtalar kümesten yeni alınmış, süt yeni sağılmıştı. Afiyetle kahvaltımızı yapıp velilerimizi kahvaltı mekanında beklemeye başladık. Saat 11:00 olduğunda hepimiz köyden ayrılmış bir kampı daha bitirmiştik.